30 Kasım 2009 Pazartesi

Barrichello: Brawn Hata yaptı!



Rubens Barrichello, Ross Brawn'ın gelecek sene Mercedes GP olarak yarışacak yeni takımda,tümüyle yeni bir sürücü kadrosuna güvenmekle hata yapmış olabileceğini ifade etti.

Brezilyalı pilot, Brawn'ın, bu sezon takımı her iki klasmanda da dünya şampiyonluğuna taşıyan pilotları muhafaza etmek için mücadele etmiş olması gerektiğini söyledi.

Brawn'ın 2009'daki üstün başarısının ardından Jenson Button, McLaren'a giderken, Barrichello da Formula 1'de 18. sezonunu geçirmek üzere Williams'a transfer oldu. Mercedes GP ise geçtiğimiz hafta Nico Rosberg'le yarışacağını duyurdu. Alman pilotun takım arkadaşının Nick Heidfeld olması bekleniyor.

Üç kez dünya şampiyonluğu yaşayan Niki Lauda da, Brawn'ın Button'ın para konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle parmakları arasıdan kayıp gitmesine pişman olabileceğini belirtmişti.

37 yaşındaki Barrichello da, İspanyol Diario AS gazetesien verdiği demeçte, "Samimi olarak ifade ediyorum ki, Brawn takımının sahibi olsaydım, sezon boyunca yapılan çalışmalar için her iki pilotu da takımda tutma mücadelesi verirdim. Açıkçası Button kararı beni şaşırttı. Onun takımdan ayrılabileceğini hiç hayal etmemiştim" dedi.

27 Kasım 2009 Cuma

Harun'la Yaşadığımız Bayram Sevinçleri


“Pegasus omuzlarda” fotoğrafını görünce bu hafta Harun Erdenay’ı yazmaya karar verdim. Daha önce, Slam dergisinin Haziran 2006 sayısında onu ve kariyerini anlatan bir yazı yazmıştım. Fotoğraflarıyla bir araya gelince şahane sayfalar çıkmıştı ortaya… Harun’a da o yakışırdı zaten…Bu gün bayram olduğuna göre, o yazıdan bir bölümü bayram şekeri niyetine sizinle paylaşmamda sakınca yoktur umarım…

“Geçenlerde bir panelde dinlediğim Dr. Erdal Atabek, ‘Çağdaş insanın dünyasında olgun olmak, üstün olmaktan önce gelmelidir’ diyordu, ‘Ne yazık ki, bugünün Türkiye’sinde herkes üstün olmanın peşinde. Bu yüzden birbirine karşı saygısız, sevgisiz, acımasız…’

Dr. Atabek’in söyledilerinden etkilendim, hatta bir yazımda kullanmayı da düşündüm ama bu yazının Harun Erdenay söyleşisi olacağı hiç aklıma gelmemişti, ne yalan söyleyeyim. Olgun insanla üstün insanın farkı üzerine kafa yorduğum günlerde Harun’la buluştum. Uzun uzun sohbet ettik. Birkaç hafta önce formasını duvara asmış bir yıldız olarak, geride bıraktığı yılları anlattı bana. Tam onun insana huzur ve iyimserlik veren rahatlığına, tarihe geçmiş olayları bile usulcacık anlatan sesine kapılmış gidiyordum ki, birden ‘pat’ diye kocaman bir cümle düşüverdi masamıza!

‘Kupalara, şampiyonluklara önem vermedim ben’ dedi Harun, ‘Başarıya önem versem Avrupa’dan; Barcelona, Olympiakos, Kinder Bologna gibi iddialı takımlardan gelen tekliflere evet derdim. Ben hep mutlu, huzurlu olmayı, arkadaşlarımla bir arada oynamayı seçtim.’

O anda kafamda şimşek çaktı. Örnek göstermek için aradığım olgun insan karşımda oturuyordu!

Harun Erdenay, 6 farklı takımda 21 sezon ter döktü Türkiye Basketbol Ligi’nde… 1987-2002 arasında tam 187 A milli maçta forma giydi. Binlerce sayı attı, onlarca maç kazandırdı, milyonlarca kalp kazandı... Yüzlerce kez hayret-takdir-sevinç karışımı duygularla havalara zıplattı bizi. Şöyle bir düşünün, onun efendi duruşunu bozduğu, sözgelimi hakeme itiraz ettiği, rakibiyle dalaştığı, altettiği bir takıma karşı saygısızca davrandığı ya da yenildiği bir maçtan sonra mızıkçılık yaptığı, birilerini kırdığı tek bir sahneyi hatırlıyor musunuz? Hayır, boşuna uğraşmayın. Belleğinizin koridorlarında ne kadar dolaşsanız bulamazsınız.

Harun Erdenay’ın olgunluğu, üstünlüğünden geliyor, bana kalırsa. Yarıştığı tüm rakiplerden iyi olduğunu, canının istediği anda sonucu değiştirebilecek bir şey yapıp kazanabileceğini herkesten önce o biliyordu. Kalbinin en derinlerinde, dile getirmese bile fazlasıyla farkında olduğu bir üstünlük hissi vardı. Bir kere Kemal Erdenay’ın oğluydu o… Yetenek gibi olgunluk da babadan oğula geçiyordu demek ki…”

Harun deyince benim aklıma 15 Aralık 1993 gecesi gelir. O gece Abdi İpekçi’nin parkeleri kolay kolay unutulmayacak bir resitale sahne oldu. Kadrosunda Hüsnü, Levent, Ömer Büyükaycan gibi dönemin önemli isimleri ile Conrad McRae (toprağı bol olsun) ve Kenny Miller gibi çok atletik iki Amerikalıyı barındıran Fenerbahçe, Koraç Kupası’nda Panionios’u ağırlıyordu. Yunan temsilcisinin en büyük kozu, sonraki yıllarda sarı-lacivertli formayı giyecek olan Amerikalı skorer Henry Turner’dı. Atina’daki ilk maç 15 sayı farkla Panionios’un üstünlüğüyle bittiği için, rövanşta alınacak galibiyetin yanı sıra fark da önemliydi. Harun o gece 40 dakika boyunca canının istediği her şeyi yaptı. Üçlükler, orta mesafeli şutlar, havada asılı kalıp bitirdiği turnikeler, smaçlar… Rakip ne yaptıysa, nasıl tutmayı denediyse başarılı olamadı ve Harun’un 45 sayısıyla Fenerbahçe 102-87 kazandı. O maçın istatistik kağıdını uzun yıllar saklamıştım (Hatta hâlâ kütüphanemin bir köşesinde, bir kitabın içinde olduğunu tahmin ediyorum ama o kadar iyi saklamışım ki, bulamıyorum).


Sayılarıyla takımını ayakta tutmanın ve Harun’u hiç değilse bir nebze yavaşlatmanın derdinde olan Turner, Harun’un kaçırdığı bir atıştan sonra hücum ribaundunu alıp pozisyonu yine basketle bitirmesine çok içerlemiş ve takımın pivotuna “Hey man! Adam zaten çok nadir kaçırıyor, onda da topu alamıyorsunuz” diye fırça atmıştı. Gecenin sonunda arkadaşlarla Levent’teki Sherlock Holmes Bar’a gitmiş ve tabii ki ilk kadehlerimizi, bizi böylesine bir performansla hem sevindiren, hem de şaşkına çeviren “büyük sanatçı” için kaldırmıştık.

O galibiyete karşın Fenerbahçe, gruptan çıkmayı başaramadı. İlk sırayı Stefanel Trieste’ye kaptırdı. İtalyan takımının başında kim vardı peki? Bugün Milli Takım’ın benchinde Harun’la yan yana oturan Bogdan Tanjeviç.

Bu arada fotoğrafta göğsü THY reklamlı milli formayla maç sonu omuzlara alınmış gördüğünüz Pegasus’un, o sevincini hangi galibiyete borçlu olduğu konusunda da çeşitli görüşler var. O maç İstanbul’daki Belçika maçıdır. Kasım 1992 olmalı. İlk yarıda 6 sayı farkla gerideydik ama 66-54 kazandık. 1991 Kasım'ında oynanan ilk 3 maçta, Mehmet Baturalp-Murat Didin ikilisi yönetiminde sadece 1 galibiyet alabilmiştik. Mart 92’de Turgay Demirel federasyon başkanlığına seçilince Milli Takım’ı Aydan Siyavuş’a emanet etti ama yeni teknik kadronun işi çok zordu. Çünkü Avrupa Şampiyonası’na gidebilmek için bir hafta içinde oynanacak 3 maçta 3 galibiyet gerekiyordu. Önce Çek Cumhuriyeti’ni deplasmanda uzatmada yendik, arada Harun’un omuzlarda bitirdiği Belçika maçında Abdi İpekçi bayram yerine döndü ve nihayet Hollanda’yı deplasmanda iki uzatmada devirip, vizeyi aldık. Olağanüstü günlerdi.

Noktayı o Belçika maçından komik bir sahne ile koyayım:

Salon hava atışından saatler önce dolmuş. İçeride rahat 13-14 bin kişi var, 3-4 bin kişi de kapılar kapandığı için dönmek zorunda kalmış. Sahil Yolu’nda, Zeytinburnu’nda trafik kördüğüm… Milli Takım otobüsü salona zorlukla girebiliyor. Ama koç Aydan Siyavuş, otelden kendi arabasıyla yola çıktığı için takılıp kalıyor. Maça bir saatten az bir zaman var ve Siyavuş hâlâ Bakırköy-Kazlıçeşme arasında bir yerlerde. Gördüğü ilk polise, “Ben antrenörüm, bu maça mutlaka yetişmem lazım” diyor. Siyavuş’u tanımayan polis, “Hocam yollar felaket, yetişiriz ama maçın başından birkaç dakika kaçırırsınız herhalde” diyecek oluyor… Aydan Hoca “Yahu ben Milli Takım Antrenörüyüm” deyince, telsizler, anonslar, motorlu eskortlar, herkes seferber oluyor ve hava atışına 20 dakika kala koç soyunma odasından içeri girebiliyor.

Sağolsun Harun, ışıklar içinde uyusun Aydan Siyavuş… Çok bayram sevinci yaşattılar bize… Mutlu bayramlar.

Yiğiter Uluğ


26 Kasım 2009 Perşembe

Allen Iverson'dan veda mektubu



"NBA’den emekliliğimi açıklıyorum. Hayatım boyunca basketboldan ancak takımıma alıştığım şekilde yardım edemeyeceğim zaman emekli olacağımı düşünürdüm. Ancak durum böyle olmadı.

Hâlâ basketbolu çok seviyorum, oynama isteğim var ve çok iyi de oynayabilirim. En üst seviyede oynayabileceğimden eminim.

Emekliliğim sayesinde eşim ve çocuklarımla daha çok vakit geçirme şansım olacak. Bu parkede kazandığım her şeyden daha da büyük bir ödül. Hep bugün için dua etmiştim ve bu anı hayatımın en büyük hediyesi olarak görüyorum.

Reebok çalışanlarına iniş çıkışlara dolu kariyerimin her döneminde beni destekledikleri için çok teşekkür ediyorum. NBA’de 13 harika sezon geçirdim ve buna minnettarım.

Dünyanın her yerindeki taraftarlarıma, tüm kariyerim boyunca benimle oldukları için teşekkür ediyorum. Siz olmasaydınız ben de olmazdım. Bana verdiğiniz desteği kalbimin derinliklerinde hissettiğimi bilmeniz gerekiyor. Teşekkür ederim.

Michael Jordan, Magic Johnson, Isiah Thomas, Charles Barkley ve Larry Bird... Sizler bana vizyon ve sonsuza dek kalbimde yer alacak basketbol sevgisini kazandırdınız.

Her gün basketbol oynamam için beni cesaretlendiren ve bana ilham veren annem, tüm ailem ve en başından bu yana yanımda olan arkadaşlarım. Teşekkür ederim.

Lisedeki antrenörüm Michael Bailey, Georgetown Üniversitesi’ndeki antrenörüm John

Thompson, Larry Brown ve diğer antrenörlerim, takım arkadaşlarım, yöneticilerim, patronlarım ve kariyerimin bir parçası olan tüm çalışanlar. Sizlere de teşekkür ederim.

Memphis halkına da özel olarak teşekkür etmek istiyorum. Grizzlies’teyken iç sahada hiç maç yapamadım, ancak muhteşem takım sahibiniz Michael Heisley’nin bana verdiği fırsatı ve şehrin desteğini unutmam mümkün değil. Memphis Grizzlies organizasyonuna başarılar diliyorum.

Ve son olarak Philadelphia şehri... Sixers formasıyla harika anılarım var. Tüm Philly taraftarları, sizlere teşekkür ediyorum. Sesiniz kulağımda bir müzik gibi yankılanacak...

Tanrı hepinizi korusun;"

ALLEN IVERSON

23 Kasım 2009 Pazartesi

ACB'den güldüren bir enstantane

Nico resmen Mercedes GP'de


Mercedes Grand Prix düzenlediği basın toplantısıyla, gelecek yıl Nico Rosberg'le yarışacağını resmen açıkladı.

Mercedes'e transferi uzun süredir beklenen 24 yaşındaki Alman pilot yaptığı açıklamada, "Mercedes pilotu 2010'da Gümüş Oklar'ın bir parçası olmaktan gerçekten çok mutluyum" diye konuştu.

Rosberg, "Formula 1'de başka hiçbir marka, motor sporlarında bu kadar uzun ve başarılı bir geleneceği sahip değil. Yeni Mercedes takımı adına yarışacağım ve Ross Brawn'la çalışacağım için çok gururluyum" dedi.

Rosberg ayrıca, "Her zamankinden daha fazla motivasyona sahibim, yeni takımla testlere başlamayı ve Mart ayındaki Bahreyn yarışında mücadele etmeyi çok büyük bir sabırsızlıkla bekliyourm" ifadelerini kullandı.

Takımını bu sezon her iki klasmanda da şampiyon yapan Mercedes takım patronu Ross Brawn ise, Rosberg'in gelecek sene takımın aradığı ideal pilot olduğunu söyledi.

Brawn, "Nico'yu Mercedes takımında görmekten dolayı mutluyuz. Kendisiyle çalışmayı heyecanla bekliyoruz. Nico, müthiş bir kabiliyet. Formula 1'de dört yıllık bir tecrübesi var. Takıma doğrudan önemli katkılarda bulunabilecek bir pilot" dedi.

Geçmişte, Rosberg'in babası Keke ile de çalışmaktan zevk duyduğunu kaydeden Brawn, "Nico'nun da onun ayak izlerini takip ettiğini görmek çok güzel" şeklinde konuştu.

Brawn ayrıca, Rosberg'in 2009'da F1'deki en iyi sozununu geçirdiğini belirterek, Alman pilotun gelecek yıl da Mercedes'le kendini daha da geliştireceğini ifade etti.

Henüz açıklanmamasına rağmen, Rosberg'in gelecek yıl ki takım arkadaşının Nick Heidfeld olması bekleniyor.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Sakızlı Muhallebi

YİĞİTER ULUĞ'NUN ACETO BALSAMICO'DAKİ 21 KASIM 2009 YAZISIDIR


Sene 1993 ya da 1994 olmalı. Galatasaray basketbol takımının başında Aydan Siyavuş var. Kadro iyi ama bir türlü doğru kimya tutturamıyorlar, yabancıların biri gelip, biri gidiyor. Ligin ilk yarısında Fenerbahçe’yi yenerek taraftarlarını umutlandıran ve üst sıralara tutunabileceği mesajını veren Sarı-Kırmızılılar, ikinci yarıyla birlikte orta sıralarda yer alan Yıldırımspor ve Oyak Renault gibi takımlar önünde yenilgiye uğrayarak, serbest düşüşe geçiyor. Ve bu şartlar altında, Fenerbahçe ile oynanacak rövanş gelip çatıyor. Siyavuş, yakın çevresine “Bu maçı da kaybedersek beni kovarlar” diye fısıldıyor.
Fenerbahçe maçı kaybediliyor. Hem de çok farklı… Maçtan sonraki Pazartesi günü şubenin yöneticisi Faruk Süren, koç Siyavuş’a telefon ediyor: “Öğleden sonra benim ofisime bir uğrasana.”
Emektar antrenör, karısına, dostlarına durumu anlatıyor, “Buraya kadarmış” diyor ve Süren’in Fındıklı’daki ofisinin yolunu tutuyor. Tahmininin aksine, güleryüzle karşılıyor onu Süren… Dereden tepeden konuşuyorlar, laf bir türlü basketbola ve takımın durumuna gelmiyor. Sonunda Siyavuş, ayağa kalkıyor: “Faruk Bey, ben izninizi istemek durumundayım, Florya’ya, antrenmana yetişmem lazım.”
Süren sekreterini çağırıyor ve “Hani Aydan Beye bir şey ayırmıştık, onu getirsene buzdolabından kızım” diyor. Siyavuş şaşkın, tecrübeli yönetici geniş bir gülümsemeyle açıklıyor: “Geçen gün sakızlı muhallebi getirmişler, çok güzeldi. Yerken senin de kulaklarını çınlattık. Baban çok severdi, sen de seversin diye düşündüm ve bir tane ayırdım.”
Rahmetli Siyavuş bu öyküyü anlatırken, oracıkta telaşla kaşıkladığı sakızlı muhallebiden hiçbir tat alamadığını, o gün yaşadığının, gerçek bir sevgi gösterisi mi, yoksa Süren’e özgü ilginç bir uyarı biçimi mi olduğunu, asla anlayamadığını söylemişti.Muhtemelen aynı Süren, 1996 yılında Fatih Terim yönetimindeki futbol takımı sezona kötü girip, Fenerbahçe’ye 4-0 mağlup olduğunda da teknik direktörüyle karşılıklı oturup birer tatlı yemiştir. Sonraki dört yılda neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz.
Galatasaray böyle bir kulüptü bir zamanlar…
Çok değil, sadece 15 yılı geride bıraktık ve yönetici profili bir anda değişti. Bugün devre arasında bayan basketbol takımının soyunma odasına inip, “Bu maçı alamazsanız…” diye başladığı cümleyi sinkaflarla bitirenler, protokol tribününden kendi sporcusuna sövenler oturuyor o koltuklarda…
Koray Mincinozlu ve Okan Çevik’i yıllardır tanırım. Spor kültürünü de, hayat bilgisini de Mektebi Sultani’de edinmiş, zeki ve iyi eğitimli adamlardır. Neyin ne olduğunu, nereye varacağını gayet iyi hesaplayacak analiz yeteneğine sahiptir ikisi de… Cemal Nalga olayında başvurulan cinliklerin, hinoğluhinliklerin aslında kimseye bir şey kazandırmadığını, bunun mankafalıktan başka bir şey olmadığını sizin, benim kadar bilirler.
Ortada bir akıl tutulması olduğu kesin…
Ama bir de şöyle düşünün: Hazırlık maçlarındaki yenilgilerden sonra bile işinizden olabileceğinizi düşünecek kadar baskı altındaysanız… Oyuncularınızın uluorta küfür yemesini istemiyorsanız… Başkalarının önünde hakaret işitmek, bu yaştan sonra ağırınıza gidiyorsa… Ve her şeye rağmen, hayatın merhametsiz mengenesi sizi avucuna almışsa… Çoluk çocuk varsa ve evde ekmek bekliyorsa…
Aklınız tutulabilir.
Bunun nasıl bir şey olduğunu en iyi bilen kişi Murat Özyer’dir.
Tıpkı Okan Çevik gibi aynı sıralardan yetişmiş olan, Galatasaray basketbol takımı koçluğundaki ikinci yılında takıma Avrupa’da yarı final oynattıktan sonra başarısız sayılan ve yerine antrenör aranan, bulunamayınca “Sen bizim evladımızsın” ayağıyla yine takımın başına geçirilen, ardından, o sezonun ortasında fol yok, yumurta yokken, son derece saygısızca kapının önüne koyuverilen Murat Özyer…
Profesyonelleri akıl tutulmasının eşiğine getiren hoyratlık ve baskı ile onları kupalara götüren özgür ortam arasında dağlar yok aslında…
Yalnızca bir kase sakızlı muhallebi var.

YİĞİTER ULUĞ


20 Kasım 2009 Cuma

Cemal Daha Doğmamışken, Jenkins Vardı



Gençler soruyor; “Eskiden böyle şeyler olur muydu?” diye… Bugün gündemi belirleyen Cemal Nalga rezaletinin bir benzeri daha önce yaşanmış mıydı, merak ediyorlar… Ben bir hikaye anlatayım, kararı siz verin. Eskiden daha saf, daha temiz bir basketbol dünyamız mı vardı, yoksa o, nostaljiye düşkün olanların yaydığı bir yanılsama mı?

1978-79 sezonu… Erdal Poyrazoğlu yönetiminde ve Battal Durusel, Necdet Ronabar, Ali Kurt gibi tecrübeli oyuncularla lige giren Taçspor, Aralık ayı ortalarında kadrosuna bir de Amerikalı ekliyor: Jeff Jenkins.

Uzun olmasına karşın, son derece hareketli, topla oynayabilen, çembere direkt gidebilen Jenkins’le çıktığı ilk maçta Taçspor, Karşıyaka’yı 83-82 mağlup ediyor. Yeni Amerikalının 29 sayısı var. Ancak Karşıyaka’nın emektar yöneticisi Ateş Özerk ve koç Atakan Karakaplan, maç bitmeden masaya bir itiraz dilekçesi koyuyor. İtiraz, Jenkins’in aslında bir başka takımın oyuncusu olduğunu ve Taçspor’da forma giymesinin usülsüz olduğunu öne sürüyor.

Devir, televizyonun tek kanal ve siyah-beyaz olduğu devir... TRT’de Ertan Yüce’nin sesiyle ekrana gelen Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası finali, her yıl izleyebildiğimiz yegâne yabancı basketbol maçı… Ancak İzmir’de ve Ege kıyılarında yaşayanların küçük bir şansı var; Yunan televizyonunu izleyebiliyorlar. Görüntü karlı ve resim zaman zaman taklalar atıyor ama olsun, ne gam! Yunanistan’ı üst turlarda temsil eden Olympiakos sayesinde, hafta ortasında bir Real Madrid’i, bir Mobilgirgi Varese’yi, bir Maccabi’yi evin baş köşesine konuk etmek mümkün. Ateş Özerk ve Atakan Karakaplan da öyle yapmış. Olympiakos’un Avrupa Kupası maçlarından bir görüntü hafızalarına kazınmış. Birkaç hafta önce, Yunan takımında forma giyen bir Amerikalı, oyundan atılıyor. Karar sonrasında iyiden iyiye çıldıran oyuncu, hakeme yumruk atıyor ve takım arkadaşları tarafından güçlükle soyunma odasına götürülüyor. Taçspor formasıyla İstanbul’da karşılarına çıkan Jenkins, o çılgın oyuncuya ne kadar da benziyor!

Karşıyakalılar, tedbiren itirazlarını yapıyorlar ama hiçbir şeyden emin değiller. Öyle ya, insan insana benzeyebilir. Sonrasında Atina’daki dostlar aranıyor, FIBA’ya sorarak maç listeleri inceleniyor ve Olympiakos’da oynarken diskalifiye edilen Amerikalı oyuncu ile Taçspor formasıyla sahaya çıkan Jenkins’in aynı kişi olduğu ortaya çıkıyor.

Karşıyaka’nın bu idari başarısı, küme düşmemek için Taçspor’la çekişen diğer kulüpleri de harekete geçiriyor. Özellikle en alt sıradaki Galatasaray’ı… Federasyona itiraz üzerine itiraz yağıyor. Ancak kendi verdiği lisansın usülsüz olduğunu kabul etmek istemeyen federasyon yönetimi, dilekçeleri reddederek yola devam ediyor. Galatasaray, önce idari mahkemeye başvuruyor, yetmiyor, dosyayı Danıştay’a taşıyor.

Bu arada Jenkins, her haftasonu Atina-İstanbul yolculuğu yaparak “Dr. Jeykl-Mr. Hide”oyununu sürdürüyor. Yunan ligindeki yabancı kısıtlaması nedeniyle Olympiakos’la sadece Avrupa Kupası maçlarında oynamak üzere anlaşan, bu nedenle takımının Cumartesi-Pazar kadrolarında yer almayan Jenkins için Taçspor her Cuma Atina’ya bir yöneticisini gönderiyor. Uçakla yolculuk çok riskli. Amerikalının Yunanistan dışına çıktığının anlaşılmaması lazım. Havaalanındaki pasaport polislerine bu anlatılamayacağı için, karayolu ve İpsala gümrük kapısı tercih ediliyor. Taçsporlu yöneticinin koyu yeşil renkteki manda kasa Mercedes’i, Jenkins’i yükleniyor, sınır kapısında da polislere viski, sigara, münasip bir şeyler takdim edilerek, pasaporta hiçbir damga vurulmadan, kazasız belasız İstanbul’a varılıyor.

Ancak bir seferinde kapıdaki Yunan polis terslik yapıyor, “olmaz” diye tutturuyor. Çare yok, arabayı bir köşeye çekip, içinde 8 saat bekliyorlar. O “arıza” polisin nöbeti bitip, yerine“viskisever” bir görevli gelene kadar… Jenkins o günkü maça palas pandıras, hava atışına sadece 10 dakika kala yetişebiliyor.

Olay ayyuka çıkınca Taçspor, son maçlarına Jenkins’i getirmiyor ama 12 takımlı ligi, 5 galibiyet ve 2 beraberlikle 10. sırada bitiriyor. Fenerbahçe 11., Galatasaray 12. Normalde son ikinin düşmesi gerek. Ancak birkaç ay sonra Danıştay, Galatasaray’ın başvurusunu haklı bulunca, işler arapsaçına dönüyor. Kim düşecek? Basketbolu yönetenler çareyi düşmeyi kaldırmakta buluyor ve ertesi sezon lig 14 takımla oynanıyor.

Biliyorum, anlattığım hikâye size hiç inandırıcı gelmedi. Her satırında, “Haydi canım, bu kadar da olmaz” dediniz. Pasaporta damga basmayan polisler, böyle bir olayı gazetelerin yazmaması, televizyon görüntülerinin karşılaştırılmaması, itirazlara rağmen koskoca adamın her hafta büyük bir soğukkanlılıkla sahaya çıkması… Hepsi, bugünden bakınca çok acayip şeyler… Ama böyle bir iletişim çağında yaşamıyorduk. Bir Türk’ün bir Yunan gazetesi görme ihtimali sıfırdı mesela… Haber tekeli TRT, spor bültenlerinde sadece maç sonuçlarına yer verir, bu tip rezaletlerden, spekülasyon olabileceği gerekçesiyle uzak dururdu. Fax bile yoktu daha… Atina’ya sabah yazdırdığınız bir telefon görüşmesini, akşam saatlerinde ancak yapabilirdiniz. O da şansınız varsa ve hat bağlandığında hâlâ aynı yerdeyseniz!

Jeff Jenkins’in adını bir daha duyan olmadı. Muhtemelen bu skandaldan sonra, FIBA yabancı oyuncu transferlerinde “Letter of Clearance” (Temiz Kağıdı) uygulamasını başlattı. O gün bugündür hiçbir oyuncu, bir önceki kulübünün onayı olmadan lisans alamıyor.

Ancak bu güzel oyunun kural koyucuları, hazırlık maçlarında farklı formayla sahaya çıkarak cezasından yırtmaya çalışan oyuncuları düşünememişler elbette… Nereden bilsinler?

Yiğiter Uluğ



18 Kasım 2009 Çarşamba

Arshavin Arsenal taraftarlarını kızdıracak


Lıverpool tribünleri, taraflı tarafsız tüm futbolseveler tarafıdan en fazla saygı gören tribünlerden biridir.

Takımlarına olan bağlıkları, tutkuları, verdikleri büyük destek ve elbette özellikle kop tribünden başlarayrak yayılan asla yalnız yürümeyeceksin tezahüratı, sadece lıverpool taraftarlarını değil tüm futbolseverlin tüylerini diken diken yapmaya yeter.

Tüm dünyadanın saygı duyduğu lıverpool taraftarlarına bu kez de arsenalli bir isimden rus Andrey Arshavin'den övgü geldi.

Lıverpool'un ezeli rakiplerinden Arsenalin Rus yıldızı, Liverpool taraftarının eşsiz olduğunu söyleyerek, arsenal taraftarının onları biraz örnek almasını istedi.

Liverpool'un resmi sitesinde yer alan haberde, "Arsenalliler, taraftarlığın nasıl yapılacağını öğrenmeli. Özellikle Liverpool taraftarını örnek almalı" ifadesini kullandı

Ocak ayında, Zenit'den 16.5 milyon sterline transfer edilen tecrübeli futbolcu, "Anfield'da atmosfer bambaşka oluyori bunu orada oynayanlar" diye konuştu

Anfield road'da güzel hatıraları olan rus oyuncu, geçen sene oynanan liverpool-arsenal maçında, dört gole imzasını atmıştı.

17 Kasım 2009 Salı

Nachbar "Türkiye'de çılgın günler yaşanıyor"

Efes Pilsen'in Sloven yıldızı Boštjan Nachbar Beko basketbol liginde son zamanlarda oldukça çılgın günler geçtiğini söyledi.


Kendine ait Twitter hesabından açıklamada bulunan Nachbar " Son zamanlarda Türkiye basketbol liginde oldukça çılgın maçlar oynanıyor. Taraftarlar çıldırmış durumdalar. Büyük problemlere yol açıyorlar. Ancak bu benim için sorun değil. Kimse yaralanmadığı sürece, ben vahşi taraftarları severim. " ifadesini kullandı.


Van Persie'ye alternatif Tıp

Hollanda'nın İtalya ile oynadığı özel karşılaşmada ayak bileği bağları kopan Van Persie sahalardan 6 hafta uzak kalacak.

Bu süre zarfında tedavisine hemen başlanan yıldız oyuncu, bir yandan da tedavi sürecini hızlandırmak için alnternatif tıp yöntemleri üzerinde duruyor.

Hollandalı yıldız bir an önce sahalara dönebilmek için Sırbistan'da "plasenta" tedavisine gidiyor.

Konu hakkında konuşan Van Persie, " Sıra dışı bir yöntem deneyeceğim. PSV'li Danko Lazovic'i tedavi eden kadın doktorun yanına gideceğim. Plasenta kullanarak bir masaj yaptığını biliyorum. Arsenal'in fizyoterapistleriyle de görüştüm ve bu yolu deneyeceğim" dedi.

Bakalım Van Persie alternatif tıpta aradığını bulabilecek mi


16 Kasım 2009 Pazartesi

Mercedes Brawn GP'yi satın aldı


Mercedes-Benz, düzenlediği basın toplantısında, Brawn Formula 1 takımının yüzde 75,1'lik hissesini satın aldığını duyurdu. Çoğunluk hissesinin Alman ekibe geçmesiyle takımın yeni adı da Mercedes GP olarak değişti.

Mercedes Başkanı Dr. Dieter Zetsche, toplantıda ana hatlarıyla şunları kaydetti: "Mercedes, F1'de gelecek yıldan itibaren kendi üretici takımıyla yer almaya karar vermiştir. Son anlaşmayla birlikte Mercedes'in takımdaki payı yüzde 75.1 oldu. Geri kalan hisseler ise Ross Brawn, Nick Fry ve diğerlerine ait. Bu takım, gerçek bir Mercedes-Benz takımı olacak. Ross Brawn, Takım Patronu olarak mevcut görevini sürdürecek."

Daimler AG'nin elindeki yüzde 40 oranındaki Mclaren hissesinin 2 sene içinde Mclaren tarafından geri alınacağını kaydeden Zetsche, Mclaren ile birlikteliklerinin daha uzun yıllar devam etmesini istediklerini ifade etti.

Maskeli adam artık yok (RIP De Nigris)

Son zamanlarda futbolculardan gelen kötü haberlere bir yenisi daha eklendi. Enke'nin intiharı ile sarsılan futbol dünyası, De Nigris'in hayata gözlerini yummasıyla adeta sok yaşadı.

Özerten, Meksikalı futbolcunun rahatsızlığının doktor raporlarıyla kendilerine daha önce bildirildiğini ve De Nigris'in Türkiye'de futbol oynamasının yasaklandığını söyledi.

De Nigris evli ve 5 yaşında bir kız çocuğu babasıydı.


15 Kasım 2009 Pazar

Huntelaar, Beckham'ı bekliyor


Milan'nın Hollandalı golcüsü Klaas-Jan Huntelaar, İngiliz yıldız David Beckham'ın Milan kadrosuna katılmasından oldukça memnun olduğu ifade etti. Datasport'a konuşan 26 yaşındaki forvet, "Beckham'ın gelişi mükemmel olacak çünkü kendisi forvet oyuncuları için bulunmaz bir nimet" dedi. Eski Real Madridli oyuncu, bu sezon sadece bir kere ağları havalandırırken, kulislerde Tottenham Hotspur'a gideceği söylentileri dolaşıyor.

Pazar Fotoğrafları #5 (Kers)

14 Kasım 2009 Cumartesi

Lucescu "Türk olsun" dedi


A Milli takımın hocası TÜrk mü olsun yabancı mı olsun, tartışmalarına bir yorumda Mircea Lucescu'dan geldi

Şenol Güneş ve Fatih Terim örneklerini veren Mircea Lucescu, A Milli Futbol Takımı'nın başına geçmesi için yabancı bir çalıştırıcı aranmasına gerek olmadığını ifade etti.

''Türk Milli Takımı için Türk mü yoksa yabancı teknik direktör mü daha iyi olur?'' sorusunu cevaplandıran Mircea Lucescu, ''Türkiye Şenol Güneş ile dünya üçüncüsü, Fatih Terim ile Avrupa üçüncüsü oldu. Türk çalıştırıcılar milli takımda başarılı oldu. Bu kadar başarılı Türk teknik direktör varken milli takımın başına neden yabancı teknik direktör aranıyor. Ancak karar Türkiye Futbol Federasyonu'nundur. Türkiye'de hangi Türk hocanın milli takımın başına geçmesi konusunda yorum yapamam'' diye konuştu.