10 Kasım 2009 Salı

Geçmiş olsun Kareem




Associated Press haber ajansına konuşan Kareem Abdul Jabbar, lösemi yani kan kanseriyle mücadele ettiğini ifade etti. 62 yaşındaki Jabbar, geçen Aralık'ta teşhisin konduğunu ve alınan sonuçların umut verici olduğunu söyledi. NBA'de tüm zamanların en skorer ismi olan efsane basketbolcu, doktorunun hiçbir garanti vermediğini ancak son gelişmelerin umut verici olduğunu kaydetti.


Tedavisi hap yoluyla devam eden Jabbar, Los Angeles Lakers'dan takım arkadaşı Magic Johnson'ın HIV ile savaş üzerine yaptığı çalışmaların bir benzerini lösemi karşısında vermek istediğini de sözlerine ekledi.


Kareem Abdul Jabbar gelişmeleri internet sitesi ve twitter'ından aktarıyor. Şu anda kendisi Abu Dhabi'de ve çeşitli ziyaretlerde bulunuyor. Acil şifalar Kareem...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Formula 1'de son gelişmeler(Toyota-Ferrari -USF1)


Toyota'nın F1'den çekilmesinin ardından sular durulmuyor


Toyota Formula 1'den çekildi ancak tartışmalar sona ermedi...

Toyota takımının eski araştırma sorumlusu Norbert Kreyer, Japon üreticinin Formula 1'den ayrılışının ardından Toyota f1 başkanıo John Howett'ı eleştirdi. 'Japonlar yanlış insanlara güvendi' diyen Kreyer, 'Yarışlardan hiç anlamayan bir bürokrata neden iş verirler ki?' ifadesini kullandı.

Bir başka eski Toyota üyesi, eski takım menajeri Richard Cregan ise "O seviyede yüksek bir motor sporu serisinde mücadele etmenin ve yöneticilik yapmanın belli bazı kuralları ve formulü vardır. Bu formulün dışına çıkarsanız kontrol elden kayar. Takımın gidişatının yanlış istikamette olduğu erken fark edilemedi. Esasında bu işin uzmanları açısından herşey çok açık ve netti" şeklinde konuştu.



İki farklı teknik adam ise, Honda, BMW ve Toyota gibi dünya devlerinin ayrılması ile Renault'nun bu konuyu düşünmesini önemsemeyerek, sporun hiç de zor bir dönem geçirmediğini savunuyor.

F1'i saunaya benzeterek Niki Lauda, Sport Bild'e yaptığı açıklamada, "Gereksiz şeyler terleyerek atılıyor ve yeni bir başlangıç yaşanacak" dedi.

Williams'tan Adam Parr ise, üretici egemenliği altında geçen 10 senelik dönemin sona erdiğini, artık 90'lara daha yakın bir seyir izleneceğini belirtti.


Alonso'dan Ferrari'ye övgüler yağdı

Ferrari'nin renaultadan transfer ettiği pilotu Fernando Alonso,
İtalyan takımın Formula 1'de başarı kaydetmesinin neredeyse garanti olduğunu ileri sürdü.

2005 ve 2006 yıllarında peşpeşe şampiyon olmasının ardından 2007'de McLaren'a giden Alonso, geçtiğimiz iki sezondur bulunduğu Renault'da hız problemi yaşadı. "Şimdi artık iyimserim" diyen 28 yaşındaki pilot, ferrariye övgüler yağdırdı

Alonso "Ferrari ile sükûneti yakaladım, artık sakinim. Çünkü biliyorum ki bu takım beklentilerin zirvesinde; maksimum seviyede. Ferrari bazen kazanır, bazen kazanmaz. Ama hiçbir zaman kötü olamaz. Bana göre Ferrari her pilot için en güvenli seçenektir." diye konuştu

USF1 Gelecek sezon için iddialı

Aynı zamanda bir formula 1 muhabiri de olan Peter Windsor, USF1 takımının henüz çarpışma testi parçalarını tamamlayamadığı için yeni sezonda yarışmaya hazır olmadığına dair basında yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığını söyledi.

GPWeek dergisine konuşan Windsor, 2010 aracının birçok parçasının çarpışma testlerinde son derece başarılı olduğunu, diğer bazı testlerin de önümüzdeki ay gerçekleştirileceğini kaydetti.

USF1'in F1'e giriş hakkının bir başkasına satılmasına dair yakın zamanda görüş belirttiğine dair haberleri yalanlayan Windsor, "Bu sahada yeniden varız. Satışla ilgili çıkan bütün haberler düzmece. Asla böyle bir niyetimiz yok" dedi.

Rüya gece Fransız basınında


Fransa liginde dün futbol tarihine geçen bir maç oynandı.

Ligin iki önemli ekibi Lyon ve Marsilya Gerland'da karşı karşıya geldi. Maç iki takım karşılıklı 5’er golüyle berabere sonuçlanırken, futbolseverlerin damağında kolay kolay unutulmayacak bir tad bıraktı.

Bu muhteşem mücadele futbolseveleri bu güzel oyuna doyururken, Fransız basınında bir numaralı gündem maddesi oldu

Fransa’nın en önemli spor gazetesi L’Equipe karşılaşmayı, tadı damaklarda kaldı başlığıyla verirken, iki takımın futbolseverlere büyük bir mücadele yaşattığını yazdı. sonucun oldukça şaşırtıcı olduğunu ifade eden gazete, karşılaşmanın geride bıraktı anıların paha biçilemez olduğunu ifade etti.

ülkenin bir diğer önemli gazetesi La Liberation karşılaşmayı "Futbol maçı hokey skoru" manşetiyle spor sayfasına taşırken karşılaşmayı yerinde izleyen Fransa milli takımı teknik direktörü Raymond Domenech'in milli takımın iki kalecisi Llorıs ve Mandanda'nın performanslarından pek de memnun kalmayarak staddan ayrıldığını ifade etti.

Ouest France gazetesi karşılaşmayı muhteşem şov olarak nitelerken, Marsilya ve Lyon'un sezon başında taraftarlarına verdikleri iyi mücadele sözünü tuttuklarını yazdı

Fransanın saygın yayın organlarından Le Monde ise maçı çılgınlık olarak nitelendirdi. Gazete Gerland'da şok eden bir final vardı. İki takımın oyuncuları tüm futbolseverlere müthiş bir şov izlettiler ifadesini kullandı

Fransa’da daha önce 1932'de Fives-Cannes, 1937'de Cannes-Kızıl yıldız ve 1957'de Nice-Lille maçları 5-5 bitmişti.


8 Kasım 2009 Pazar

Iverson telefonu Memphis'in yüzüne kapattı


Memphis Grizzlies’e geldiği ilk günden bu yana sorun yaratan yıldız oyuncu Allen Iverson, son olarak antrenör ve genel menajerle konuşmadan, takım sahibi Michael Heisley ile konuşarak Memphis’i terk etti. Iverson takımda sürekli yedek kalmaktan şikayet ediyordu.

Aslında herşey çok güzel başlamış, Memphis taraftarları yaşayan bir efsaneyi takımda görecekleri için büyük heyecan duymuşlardı. Memphis yönetimi de Iverson'ı Memphis markasını yükseltmek için en önemli koz olarak görüyorlardı. Teknik olarak bakacak olursak, genç takıma Lider olacaktı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. NBA'in aykırı yıldızı tüm planları alt üst etti.

Bakalım bu ayrılığın ardından hem Iverson cephesini hem de Memphis cephesini nasıl etkileyecek.

Iverson'ın lakabı "The Answer" yani "Cevap". Iverson sezon başı Memphis'ten gelen telefonu cevaplamıştı ancak kelimenin tam anlamıyla sohbet henüz koyulaşmadan telefonu Memphis'in yüzüne kapattı AI.

Pazar Fotoğrafları #5 (Mücadele) (Bulls - Bobcats)

7 Kasım 2009 Cumartesi

Raikkonen: " Görelim bakalım neler olacak"


Ferrari ile yolları ayrılan Kimi Raikkonen'in geleceği belirsizliğini koruyor.

Şampiyonluğa yarışan bir takımda olmak istediğini ifade eden Raikkonen gönlünün Mclaren'de olduğunu ifade etmişti. Ancak henüz bu transfer ile ilgili somut bir adım atılmadı.

Raikkonen konuyla ilgili kişisel internet sitesine koyduğu yazıda, İngiliz ekibiyle maaş konusunda yaşanan uyuşmazlıktan dolayı görüşmelerin durduğu iddialarını reddederken, geleceğine ilişkin hiçbir endişesi olmadığını vurguladı.

Raikkonen, "Formula 1'de tam 9 yıl geçirdiğime inanmak kolay değil. Yarış kazanmak için, yeniden şampiyon olmak için hala çok yüksek bir motivasyona sahibim. Bu yüzden Formula 1'de ancak, bana, önlerde yarışmamı sağlayabilecek bir araç veren takımla mücadele edebilirim. Bekleyip görelim, neler olacak" ifadesini kullandı.

Yaşayan Efsane Kobe


Los Angeles Lakers’ın süper yıldızı Kobe Bryant lig tarihinde 24,000 sayıya ulaşan en genç oyuncu oldu. Takımının Memphis Grizzlies’i 114-98 mağlup ettiği karşılaşmada rakip potalara 41 sayı bırakan Kobe Bryant bir kez daha NBA tarihindeki yerini almış oldu.

6 Kasım 2009 Cuma

Final Four'un Öğrencileri


Mayıs 1992’de Fast Break dergisinin hemen başlarında yer alan “Hava Atışı” köşesini “Yayın Koordinatörü” sıfatıyla ben yazmışım. Ve “Tarih kaybedenleri yazmaz…” cümlesiyle girmişim yazıya. Yıllar sonra “İstanbul’daki Final Four” dendiğinde, herkesin Partizan’ı ve Djordjeviç’in son saniye üçlüğünü hatırlayıp konuşacağını, bütün maç çok iyi oynadığı ve kupayı en az rakibi kadar hak ettiği halde, Badalona’nın ve onun genç yeteneği Tomas Jofresa’nın pek akla gelmeyeceğini öne sürmüşüm. Ve kendimce o turnuvanın unutulması en güç yıldızlarına, Estudiantes’in olağanüstü taraftarlarına saygı duruşunda bulunmuşum.

Şimdilerde bu köşede iyi-kötü “tarih” yazdığımıza ve kimse de keyfimizin kâhyası olmadığına göre, kaybedenlere birkaç satır ayırmanın zamanıdır.

İstanbul’da oynanan Final Four’a kadar, Estudiantes İspanya dışında Avrupa’nın hiçbir ülkesinde tanınmayan kendi halinde, mütevazı bir Madrid kulübüydü. Ramiro Lisesi’nden mezun olanlar tarafından kurulmuştu, adı da “Öğrenciler” demekti zaten…

O yıl Final Four’a olağanüstü bir sürprizle, Maccabi’yi eleyerek geldiler. Bir önceki yıl Real Madrid’in yaşlanmış kadrosunu dağıtarak, karıştırıp dipten çekme usülüyle yeniden kurmasını fırsat bilmiş, Barcelona ile Badalona’nın peşine takılmış ve Avrupa’nın en büyük kupasında İspanya’yı temsil etme hakkını kapmışlardı. Kimler vardı o kadroda?

Alberto Herreros: Estudiantes’in altyapısından yetişmişti ve henüz 23 yaşındaydı. O sezon maç başına 20 sayıya yaklaşan ortalamasıyla takımın en skorer ismiydi. Sonraki yıllarda Real Madrid ve İspanya milli formalarıyla sayısız maçını izledik. İspanya Ligi ACB’nin gelmiş geçmiş en çok sayı atan oyuncular listesinde bugün hâlâ 1 numara.

Rickie Winslow: “İspanya’nın Jordan’ı” olarak tanınıyordu. 30’lu yaşlarından sonra Türkiye’ye de geldi biliyorsunuz, Telekom’a… Sezon boyu pek çok maçın kazanılmasında başrolü oynamıştı ama İstanbul’da hayal kırıklığı yarattı.

Juan Antonio Orenga: Her zaman sağlam, mücadeleci ve atletik özelliklerinden çok aklıyla oynayan bir uzundu. Şimdi de İspanya’nın altyapı milli takımlarında koçluk yapıyor.

Alfonso Reyes: O zamanlar henüz 21’indeydi ve çok az dakika buluyordu. Ama ilerleyen yıllarda, 2.00 metre boyunda olup da, pota altında nasıl oynanır, cümle âleme gösterdi. Ondan sadece 6 santim uzun olan kardeşi Felipe, aile geleneğini sürdürüyor.

Nacho Azofra: Herreros’un yaveri. Onun screen’lerden ne zaman çıkacağını, nerede hangi topu isteyeceğini bilen ve servisi hiç aksatmayan adam. Abdi İpekçi parkelerine çıktığında o da 23 yaşındaydı. Milli takıma kadar uzanan uzun bir kariyeri oldu.

Pepu Hernandez: Takımı Final Four’a getiren koç Martin’in yardımcısıydı. İki yıl sonra direksiyona geçti. Tam 11 yıl Estudiantes’i çalıştırdı. Ama asıl önemlisi, 2006’da İspanya’yı tarihte ilk kez dünya şampiyonu yapan koç olarak tanındı.

Görüldüğü gibi, çoğu genç ve bu seviyeye ilk kez yükselmiş isimler. Haliyle Final Four biraz ağır geldi Estudiantes’e. İki maçı da farklı kaybettiler: İlk gün Badalona’ya 91-69 mağlup oldular, ardından üçüncülük maçında Philips Milano’ya 99-81…

Final Four organizasyonu sırasında NBA, İstanbul’da ilk kez bir “coaching clinic” düzenlemişti (Geçen hafta beni “konfirme” etmeyen arkadaş, buna da kızar şimdi). Hubie Brown, Jack Ramsay, Calvin Murphy ve Bill Walton gibi ünlü isimlerin ders verdiği kliniği organize etmek, NBA lisanslı ürünlerinin Türkiye’de satışı için anlaşma imzalamak ve Avrupa basketboluyla ilişkileri güçlendirmek için başta David Stern olmak üzere NBA üst yönetiminin çoğu buradaydı. Kim Bohuny, Mike Bantom (ki kendileri 1972’de olimpiyat finalini Sovyetler’e kaybeden ABD milli takımının bir üyesi olur ve bunun hatırlatılmasından hiç hoşlanmaz), Josh Rosenfeld gibi profesyonelleri tanımak, onlarla birlikte çalışmak, organizasyona omuz vermek, benim için müthiş bir tecrübeydi. Gündüzleri klinikte (emektar Spor Sergi’mizin gördüğü son basketbol faaliyeti bu oldu) Kim Bohuny’nin yardımına koşuyor, akşamları da Abdi İpekçi’nin yolunu tutuyordum. Maçlarda, Murat Murathanoğlu ile birlikte hakem masasının hemen yanında oturuyorduk. O iki dilde anonsları yapıyordu, ben de odun kesicinin hınk deyicisi rolünde oynuyordum. O koşuşturmada, aradaki güne bir David Stern söyleşisi sıkıştırabildiğim için dünyanın en mutlu gazetecisi de ben oldum herhalde… Fast Break’in o sayısı ve Philips’li Ricardo Pittis’e kapağını imzalattığım bir önceki sayısı, kitaplığımın en değerli parçalarıdır hâlâ… Neyse, uzatmayayım…

Maçlar oynanırken, Estudiantes tribünlerine kaç kere dalıp gittiğimi hatırlamıyorum. Bazen Murat, “Faulü 6 numara yaptı, dimi?” gibisinden bir soruyla beni kendime getiriyordu. Fakat o renk cümbüşünden, o çok sesli korodan, o muazzam karnavaldan gözlerimi alabilmeme imkan yoktu. Takımları oyunun içindeyken, destek olabilmek için hançerelerini yırtıyor, maç kopup gittikten sonra da en küçük bir hüzün belirtisi göstermeden, bandoyla, mızıkayla tribünleri diskoya çeviriyorlardı.



Badalona’ya kaybettikleri yarı finalin ardından rakip basketbolcuları önlerine çağırıp dakikalarca alkışladılar. O arada Estudiantes oyuncuları soyunma odasına gitmişti. Şefkatli alkışlarını onlardan da esirgemediler tabii… Uzun uzun tezahürat yaptılar. Kimi oyuncu belden yukarısı çıplak, kimi ayağında çoraplarla yeniden sahaya döndü. Onlara sarılanlar, ağlayanlar, bugün bile anımsadıkça gözlerimi dolduran sahneler…

Gerçek taraftarlığın nasıl bir şey olduğunu, “Yenilsen de yensen de…”nin içinin nasıl doldurulduğunu ben ilk kez orada gördüm.

TRT-3, Basketbol Nostalji köşesinde İstanbul’daki unutulmaz finali sık sık ekranlara getiriyor. Tomas Jofresa’nın basketiyle bitime 9 saniye kala bayram eden Badalona’nın Djordjeviç’in üçlüğüyle kursakta kalan sevincini görüyor ve basketbol tarihinden önemli bir sayfanın nasıl yazıldığına tanık oluyorsunuz. Ancak bu anlattıklarımı görmenize imkan yok. Hatta, Partizan’a şampiyonluk yolunu açan maçta, yarı finalde Mike D’Antoni yönetimindeki Philips Milano’nun, Yunan hakem Costas Rigas tarafından nasıl ince ince doğrandığını da kimse hatırlamıyor bugün (Rigas şimdi ne iş yapıyor dersiniz?)…

Final Four’dan arta kalanları bir başka hafta anlatırım. Fakat aklıma takılan bir soru var, onu sormadan bitmesin bu yazı: 92’de Avrupa basketbolunda hiçbir yerimiz yokken, Efes Pilsen’in önayak olmasıyla aldığımız ve başarıyla yaptığımız Final Four’dan sonra, bu büyük organizasyona neden bir daha hiç aday olmadık?

Yiğiter Uluğ


5 Kasım 2009 Perşembe

Ferrari'den Önemli Açıklama: Çekilmelerin sebebi kriz değil!


Ferrari, Toyota, BMW ve Honda'nın Formula 1'den ayrılma kararlarının, küresel ekonomik sıkıntıdan çok, bu sporda söz sahibi kişilerin karar ve uygulamalarından kaynaklandığını savundu.

Toyota önceki gün Formula 1'den çekilme kararını duyurmuş, bu kararın arkasındaki sebebin ise, "mevcut yıpratıcı ekonomik gerçekler" olduğunu belirtmişti.

Ancak Ferrari'nin resmi internet sitesinde yayınlanan haberde, Toyota ve diğer otomobil üreticilerinin verdikleri çekilme kararlarının, "F1'deki üretici savaşı"ndan etkilendiğini belirtildi.

Açıklamada, "Gerçekte, F1'de yaşanan bu çekilmeler, son yıllarda Formula 1'i de etkileyen ekonomik durumun etkileri değil, ağırlıklı olarak, bu sporu yönetenlerin büyük otomobil üreticilerine karşı savaşının bir sonucudur" ifadeleri kullanıldı.

Yazıda, Ferrari'nin, 2010 sezonunda yarışmasına izin verilen yeni bağımsız takımların, üretici takımlarının çapında olmayacağına inandığı da vurgulandı.

Yazılı açıklamada: "Formula 1 önemli aktörlerini kaybetmeyi sürdürüyor. Son 12 ay içinde Honda, BMW, Bridgestone ve son olarak Toyota çekildiklerini duyurdular. Bunun karşılında Manor, Lotus, USF1 ve Campos Meta geldi. Durumu (onlar gitti yerine yenileri geldi) olarak, aynen devam ediyor niteleyebilirsiniz. Ama bu tümüyle doğru değil. Gelecek yıl Bahreyn'de gridde kaç takımın start alacağını ve bunlardan kaçının sezonu tamamlayacağını göreceğiz" denildi.

Duygularla hareket etmek





Michael schumacher bu yıl formula 1'e dönüş kararının mantıklı değil duygusal olduğunu söyledi.

Felipe massa'nın macaristan grand prix'inde geçirdiği kazanın ardından ferrar brezilyalı pilotun yerine geçmesi konusunda yedi kez formula 1 dünya şampiyonu pilota teklifte bulunmuştu.


Schumacher'in formula 1'e dönmesi umudunun belirmesi yarışseverleri heyecanlandırmıştı ancak; boynundaki çatlak efsane pilotun tekrar gride dönmesine engel olmuştu


Formula 1'e gerçekleşemeyen dönüşü hakkında Reutuers'a konuşan Schumacher mantığı ile değil duyguları ile haraket ettiği için geri dönemediğini ifade etti. Alman pilot " Gerçekten mantıklı bir karar değildi, sadece duygusal bir karardı, 'neden olmasın, yarı zamanlı, yalnızca eğlence amaçlı olabilir' diye düşündüm. İfadesini kullandı.


Schmacher ayrıca "Luca di montezemolo ile konuştuğumda her şeyi düşündüm özellikle de Felipe'nin durumunu, benim kardeşim gibi. Emekli olma nedenimin bir parçası da aracı ona teslim etmekti çünkü en iyi araçla takımda kalmayı hakediyordu. Birazda onun gidişinden sonra geri gelmeyi düşündüm ve bu nedenle 'evet, deneyeceğim.' dedim. " diye konuştu


Şu anda formula 1'e dönme konusunda düşünceleri sorulduğunda ise schumacher " şu an için, hayır." yanıtı verdi.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Rüzgar Gibi Geçti




Tüm dünyayı derinden etkileyen global ekonomik krizin etkisini en fazla gösterdiği spor dalı hiç şüphe yok ki motorsporları. Mekanik bir spor dalı olması ve teknolojiye olan bağımlılığı sebepleriyle harcamaları en fazla olan spor sektöründen bahsediyoruz.

Bu nedenle krizin etkilerini sürekli görüyoruz pistlerde.

Bu sezonun başında , Japonya'nın en büyük ikinci otomotiv şirketi Honda, Formula 1'den çekilmişti.

Sadece Honda değil, Subaru ve Suzuki Dünya Ralli Şampiyonası'ndan, Kawasaki de MotoGP'den çekilmek zorunda kalmıştı.

Krizin pistten uzaklaştırdığı son marka Toyota oldu.

Yaptığı büyük yatırımın karşılığını bir türlü alamayan Toyota, Formula 1'den çekilme kararı aldı.
Böylece Formula 1 Dünya Şampiyonası'nda Japon markası da kalmadı.

Şirketin Başkanı Akio Toyoda, konuyla ilgili yaptığı basın toplantısında takımın başarısızlığı için özür diledi ve "Bu çok zor ancak kaçınılmaz bir karardı. Ekonominin kötüleştiği geçen yıldan bu yana devam edip etmeme kararını görüşüyorduk" ifadelerini kullandı.

Bu karar açıklanırken, takımın başkanı Tadashi Yamashina'nın göz yaşlarına hakim olamadığını da belirtelim.


Ayrıntı vermek gerekirse Dünyanın en büyük otomobil üreticisi Toyota, 2002 yılından bu yana Formula 1'de mücadele veriyor.

Yıllık 300 milyon doları bulan devasa bütçesine karşın, takım tek bir Grand Prix zaferi bile elde edemedi.

Tabi bu işler biraz sabır gerektiyor, ancak günümüz şartlarında pek de bulunmayan bir erdem kendisi...

Toyota F1'de bir renkti ve maalesef rüzgar gibi geçti...

3 Kasım 2009 Salı

Saygı duyulası bir adam: Rubens Barrichello



Şu an F1'deki en deneyimli pilotu olan Barrichello bu yıl pilotlar şampiyonasını üçüncü sırada tamamladı ve kazandığı iki galibiyetle Brawn GP'nin her iki klasmanda da şampiyon olmasına katkıda bulundu. Brezilyalı pilot alçakgönüllülüğü ve kişiliğiyle de her zaman sporseverlerin takdirini kazandı.

Brezilyalı pilot zorlu geçen 2009 sezonunun ardından gelecek yıl Alman Nico Hulkenberg ile birlikte Williams adına yarışacak.

F1 tarihinin en tecrübeli pilotu ünvanını taşıyan ve gelecek yıl Williams'la kariyerini sürdürecek olan Barrichello, 300 grand prix'lik kırılması zor bir rekora da imza atmış olacak.

Brawn GP Takım patronu Ross Brawn Barrichello'nun Barckley merkezli takımına yapmış olduğu yardımlardan dolayı teşekkür etti.

Brawn "Gelecek yıl bir kez daha Formula 1'de yarışacak olmasından dolayı Rubens adına çok mutluyuz. Rubens dört yıldan bu yana bizimle birlikteydi ve sahip olduğu yüksek tecrübe ve şampiyonluk periyodundan takıma yardımlarından dolayı ona saygı duyuyoruz" ifadesini kullandı

Barrichello ise Formula 1'de devam etmesinin sahip olduğu psikolojik yaklaşım olduğunu belirterek, "En önemli şey, kendiniz hakkında ne düşündüğünüzdür. Ben her zaman buna çok önem verdim" die konuştu....

Rubens'in gelecek yıl Toyoto motorundan Cosworth'e geçiş yapacak yeni takımına hep pistte hem pist dışında büyük katkı yapacağı kesin...

1 Kasım 2009 Pazar

HEİDFELD'İN ÖDÜLÜ BİR F1 ARACI


Abu Dabi'deki beşinciliğiyle takımının Wiliams önünde markalar şampiyonasında altıncı olmasına katkıda bulunan Heidfeld'in kariyeri hep ilgimi çekmiştir. Yıllardır şampiyonluk için yarışan bir takıma gitmesini bekledik durduk. Her defasında direkten döndü..Bir kez daha F1'deki geleceği bıçak sırtında..

Heidfeld'i 1999 sezonunda F 3000'de izlemiştim. Geleceğin Maclaren pilotu gözüyle bakılıyordu. F1'e geçer geçmez iyi işler yapacağına inanılıyordu. Bir sene sonra F1'de Jean Alesi'nin takım arkadaşı olarak Prost adına yarıştı. Takım arkadaşıyla çarpıştığı yarışlarla o yıla damga vurdu. Mika Hakkinen ve David Coulthard'ın yarıştığı Maclaren takımında yeralamayacağı için Sauber ile anlaştı. İlk yıl takım arkadaşı Raikkonen'den iyi yarışmasına rağmen Maclaren onu değil, Kimi'yi tercih etti. Ertesi yıl Massa'ya üstünlük sağlasa da büyük bir takıma gidemedi..
Sauber'den sonra 1 yıl berbat bir otomobili olan Jordan ve 1 yıl BMW-Williams adına yarıştı. BMW Sauber'i alınca Heidfeld ile devam etti. BMW'nin Mercedes'e rakip olma emellerine hizmet etmesi bekleniyordu. 4 yılda 10 kez podyum gördü, hiç birincilik alamadı. 2007 Fransa yarışından 2009 Singapur Grand Prix'sine kadar 41 yarışta kaza ve arıza görmeden yarış bitirerek müthiş bir istikrar sağladı ve bu alanda rekor sahibi oldu. Halen GP kazanmadığı halde en çok puan kazanan isim..Alman pilot Abu Dabi'de F1'den çekilen BMW takımıyla son kez pistteydi. Şimdi ne yapacak ? Yıllardır hayalini kurduğu Maclaren koltuğu için adı geçse de yine Maclaren'in Raikkonen'e meyil edeceği söyleniyor.
Severim bu çocuğu, iyi bir otomobille istikrarlı bir takımla daha fazlasını verebilirdi. Peter Sauber kendisine onca yıllık hizmeti karşılığında bir Sauber F1 otomobili hediye etmiş..
Şık davranış..
Umarım gelecek yıl iyi bir otomobilin koltuğuna oturur..

Formula 1'de sezon sona erdi


Formula 1'de sezon Abu Dhabi grand Prix'i ile sona erdi.

Lewis Hamilton yarışa pole pozisyonunda başlamasına rağmen ilk pit stop sonrası frenlerinde yaşadığı sorun nedeniyle yarış dışı kaldı.

Yarışa 2. sırada başlayan Red Bull Pilotu Sebastian Vettel ilk pit stoplar sonrasında Lewis Hamilton'ı geçerek liderliğe yükseldi. Bu geçişten sonra liderliği bırakmayan Vettel finişe kadar lider giderek yarışı takım arkadaşı Mark Webber'in yaklaşık 15 saniye önünde kazanmayı başardı.

Webber son 5 turda baskısını arttıran Button'ın önünde yarışı 2. sırada tamamlarken Dünya Şampiyonu Button yarışı 3. sırada tamamladı. Button son turlarda Webber'i geçmek için elinden geleni yapmasına rağmen Avustralyalı pilotun arkasında kalmaktan kurtulamadı.

Sezonun son yarışı diğer yarışlara göre nispeten sıkıcı bir mücadeleye sahne oldu.

Sezon Jenson Button ve takımı Brawn GP'nin şampiyonluğu ile akıllara kazanırken, yeni uygulamalar, Ferrari - Mclaren gibi takımların kötü performansları, Massa'nın kazası, Schumacherin geri dönemeyişi ve FIA - FOTA tartışmaları öne çıkan önemli konular oldu.

Bu sezon pilot transferlerin şimdiden başladığı F1'de gelecek yıl bizleri çok daha heyecanlı bir yıl bekliyor gibi.

Pazar Fotoğrafları #4 (Abu Dhabi'de pole pozisyon Hamilton'ın)